Toprağın Kucağına

Yamuk tasarlanmış odanın en yalnız hissedilebilecek karanlıktan yoğurulma ücra bir köşesindeyim. Perdeler hep kapalı olduğundan odadaki kasvet, dimağımın canlı anılarını örtüyor. Yatağın üzerinde ölgün bir ruh hali ile uzanmış gövdeden ter kokularıyla karışık sigara dumanı geliyor. Bu duman odanın gri olan dört bir duvarına çarpıp yüreğimin içine yerleşiyor. Kokulu ve sıska gövdenin yataktan çıkmayışının kaçıncı günü bilmiyorum. Elinde şuan içmekte olduğu sigaranın dumanı beni artık rahatsız etmemeye başladı. Geceler boyu yüksek sesle kırgın müzikler dinleyen bu genç gövde, olması gerektiği gibi genç bir yaşama sahip değil. Bazen alkol şişesini küflü duvara “hakarettir bana bu yaşadıklarım” diyerek fırlatırken; bazen de odanın ortasında varoş bir şarkı eşliğinde çılgınca dans ediyor. Şarkı sonlara doğru yaklaştığındaysa o oynak beden, oynamaktan hali kalmayıp olduğu yere bir kusmuk gibi akarak ağlamaya başlıyor.
Beni zaten umursamadığını biliyorum. Bulunduğum ücra köşeye dahi dönüp bakmıyor. Kokum odanın ağır havası altında mahsur kalarak kesilirken, yakında bu odanın bir diğer ölgün çehresi de ben olacağım biliyorum, fakat çehrem ebediyete karışmadan evvel son defa keskin olan o kokumu güçlü bir şekilde yaymak istiyorum.
Ben ona intihar eden sevgilisinin son hediyesiyim. Halbuki bana dünyanın solgun tüm renklerini tekrardan yeşertecek bir sevgi ile bakması gerekiyordu. Gülüşmeler eşliğinde odaya getirildiğim zamandan intihar haberini öğrendiğimiz zamana kadar hep o güzel kokumu yayardım. Her gün beni okşar ve sohbet ederdi. Oysa şimdi sararan yapraklarım ve susuzluktan kurumuş köklerim ile son defa yapraklarımı odanın üzerine gölge gibi salarak bir irkilme armağan bırakıyorum.
Birdenbire üzerimde yoğun bir ağırlık hissediyorum ve aşağı doğru solmuş yapraklarımı yukarı kaldırdığımda şaşkınlık içinde, gövdenin bakışları ile karşılaşıyorum. Bu bakışlarda günlerdir onda görmediğim bir şefkat tomurcuğu gizli. Bakışlarını ayırmadan neredeyse sürünür bir biçimde yanıma geliyor ve ağlayarak rengini kaybetmiş yaprağımı okşamaya başlıyor. Gözünden süzülen toprağıma akacağını çok iyi bilen ince küçük damlalar bana aktıkça eski keskin kokum odanın içinde burcu burcu dağılıp günler sonra açılan penceren sokağa taşıyor. Sokaktaki eski dostum sokak lambası kokumu tanıyarak bana son kez göz kırpar gibi cılız ışığını yakıp söndürüyor.
Beni ise yeşerdiğim o toprak, ölümüm için mezar olmaya hazırlanmış halde bekliyor. Çehre ağladıkça gözlerindeki veda tüm dikenlerimi ürperterek sivriltiyor. Durulmaya başlamış bir gözyaşı damlası akarken mezarıma, ben son defa güçlü ve güzel kokumu odanın duvarlarına elimde benden çiçeklerle kazıyorum.
Sahibimin gözyaşları eşliğinde mezarımın kucağına doğru kıvrılıyorum. Ben toprağa aktıkça toprak benden yeni bir filiz doğuracakmış gibi hissediyorum. Bana açılan kucağa kıvrıldıkça benden bir şeylerin kopuşuna şahit oluyorum.
Ve diyorum ki “Benimki bir intihar değil, kadere teslimiyetti.”
(Sanat Firuze)


Şevval Tuğçe Değirmenci
Şevval Tuğçe Değirmenci, 2000 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden mezun oldu. Yüksek lisans eğitimine aynı alanda devam eden yazar, edebi çözümleme, psikanaliz ve modern Türk hikâyesi üzerine çalışmaktadır. Öykü, şiir ve denemeleri çeşitli dergilerde yer aldı.
Tüm Yazılarını Gör →