Tabiata Bağışlanmış Gelenekler

Levent Çetin‘in Ali’nin Tabiatı filminde başrolleri Ozan Ayhan, Algı Eke ve Mehmet Usta paylaşıyor. Elçin Atamgüç anne rolündeyken, Çetin Sarıkartal baba, Kazım karakterinin oğlunu Ayaz Gülşen ve Musa karakterini de Ahmet Melih Yılmaz canlandırıyor.

Doğayla içiçe bütünleşmiş taşrada bir Alevi köyündeyiz bu sefer. Levent Çetin bu filminde ona motivasyon kaynağı olup, yapmasına sebep olan şeyin bir gazete haberi olduğunu söylüyor. Malatya’nın bir köyünde kutsal sayılan balıklar için balık mezarları bulunuyormuş. Yöredekiler gölet balıklarını öldürmüyor ve kutsal saydıkları için balıklar öldüklerinde ibadet eşliğinde mezarlığa gömüyorlarmış.
Filmin ana odağındaki hikâyede Meryem ve Ali’nin çocuklarının olmayışı idi. Yönetmen, film boyunca bir çok defa yatak sahnelerine kamerasını tuttu. Burada bir problem var mesajı çok netti.
Eğer Anadolu’da bir yerde yaşıyorsanız ve çocuğunuz yoksa herkes sizi konuşur. Sakız niyetine sizi çiğnerler. Bir de ortada daha hayaller de bitmemiştir.
hem geleneksel yöntemlere başvurulur hem de modern yöntemlere. Buna rağmen karı kocanın bir türlü çocukları olmuyor. Dert budur, yuvada çocuğun olmayışı. Ailenin tavanını da tabanını da sarsıyor bu talihsizlik.
Buna karşın Kazım’ın sekiz yaşlarında bir çocuğu var. Her ne kadar severek evlenmediyse de babalığın ne olduğunu biliyor. Kazım’ın definecilik macerası dededen kalmadır. Bu definecilik hülyası ona bahşedilmiş bir hediyedir. Kazım’ın eskiden platonik de olsa sevdiği Meryem olduğu seyirciye sezdirilir. Hâlâ içinde yanan bir ateştir bu. Kazım filmin başlarında derede Meryem tek başına rüyası gereği dileğini adayacakken onu dikizler. Film bu sahneyle bazı şeyleri ima etti. Seyircinin kafasına pis şüpheler getirdi ancak bunu bir sonuca bağlamadı. Üstünü örtüp gitti.

Anadolu’da inanç en büyük gelişim ve hayat kaynağıdır. İnançlar birbirlerini daima etkilemiştir. Eski Arap, Hint, Alevi-Bektaşi hatta Müslümanlık dahil. Buna karşın inançların batıl olanlarının nereden türediğine dair elimizde tevatür bilgiler vardır. Asıl kaynaksa insanın murat edip ortaya serdiği yeni beklenti yöntemleridir. İnsanoğlu yaşama dair bir arzu içindedir. Bu yönüyle halk doğrudan inançların asıl kaynaklarına bakmaz. Kökene bakma ihtiyacı duyup okuyan, araştıran şuurlu insandır. Gelenekleri yaşatan ve bunu gün yüzüne çıkartıp geleceğe bırakan kelimenin tam anlamıyla akademik bir arayıştır. Levent Çetin bunu kamera diliyle başarması çok kıymetlidir. Adeta antropolojik bir araştırma yapıyor bu yönden.

Balık gömmeyi her ne kadar yeni duymuş olsam da çaput bağlamaya uzak biri değilim. Anadolu’da hâlen yaşatılan geleneklerden başlıcasıdır. İnsanoğlu beklentisini yenemediği sürece veya elinden bir şey gelmediği sürece süper arayışlara, kurtarıcılara yönelir. Bu insanda mayası halini almış bir katıktır. İnanç en büyük varlık sebebimiz. Felsefe, din, mitoloji zaten bununla hemhaldır. Kimiz biz, nereden geldik, niçin geldik? Tanrı kimdir? Biz Tanrı’nın neyiyiz? Gibi gibi. Aslında insanoğlu derdini yakmak ve arınmak istiyor. Bu varlık amacının bir varışa, bir hedefe ve manaya gelmesini arzuluyor. Aslında aklediyor da, hiçbir şeyin rastlantı, tesadüf eseri olmadığını da yavaş yavaş idrak ediyor. Bu çıkılmaz ve tuhaf gibi gelen durum onu yeni arayışlara itiyor. Var olma, varoluş meselesine.

Kur’an’da Meryem suresi Hz. Meryem‘in Hz. İsa’ya gebe kalma durumunu irdeliyor. Levent Çetin’in bu filmindeki kadın başrolümüzün ismi de Meryem. Sanki buradaki mesele de tesadüfi değilmiş gibi. Cebrail aleyhisselamın Hz. Meryem’e nasıl ki bir erkek kılığında gelip, ona durumu açıklaması gibi burada Meryem rüya görüyor.
Allah, bir şeyin olmasını istediğinde ol der ve anında o şey olur. Allah Hz. Meryem’e Hz. İsa’yı bağışladı ve Hz. İsa’nın bir babası yok. Allah çocuk da edinmedi. Ancak günümüzde hâlâ bu mesele Hristiyanlar arasında bir tartışmadır. Hz. İsa’nın o bebek hâliyle dile gelmesi bile bir sonuca ulaşmadı.
Ali’nin Tabiatı her ne kadar doğadaki dengeyi irdeliyorsa da insanın ekolojiye dair tutumunu da gözler önüne seriyor.
Sürekli toprak kazınıyor, burada definecilik ve madencilik örneği veriliyor. Türkiye’de son yıllarda artan madencilik durumları göz önüne alınırsa böyle bir konunun kendine filmde yer bulması çok yerinde olmuş.
Diğer yandan Meryem’in kız kardeşinin evlilik yaşı gelmiş kız ilkin Musa ile bir aşk sevdasına tutulmuşsa da sonra jeoloji mühendisine kapağı atıyor. Acaba yeni tanıdığı bu delikanlıyı sevebilecek midir? Ömrünü ona bağışlayacak mıdır. Birlikte bir ömür yastığa baş koyacaklar mıdır?
Ali, çocuk sahibi olmama boşluğunu balıklara mezarlar hazırlayarak gideriyor. Adeta onları sahipleniyor. Ancak hâlâ içinde bir umudu da taşıyor. Erkek çocuk beklentisini oyuncak arabalarda gösteriyor. En son durumu kabullenip, oyuncakları Kazım’ın oğluna hediye ediyor. İnsanın içgüdüleri devreye giriyor. Aslında bilinçli hareketlerimiz, duruşumuz olmasa, içgüdüler bizi avucuna alacaktır.
Anne de Ali’den pek de farksız değil; çocuk sevgisi taşımak istiyor, anne olmanın heyecanını duyumsamak istiyor. Bu hâliyle kendini eksik hissediyor. Kazım’ın oğlunun kirli şortunu yıkaması bile bu sebepten.
Levent Çetin bu filminde kalbimizi ve ufkumuzu şüphelere sevk eden yıkıcı bir imadabulundu ve lakin pek de bir sonuca vardıramadı. Hâlâ içimizde bu yara durmaktadır.
Meryem filmin sonlarına doğru hamile olduğunu anlıyor. Adeta Ali sonunda dileğine kavuştuğu anlaşılıyor. Çocuk bağışlanmıştır. Defineci balıkların mezarlığını harap etmesine karşılık Ali’den dayak yeyiyor. Ali, adıyla müsemma. Buna karşılık Kazım tüm balıkları zehirleyip öldürüyor. Kazım dayak yedi, acaba sadece balıklar için miydi? Ya da bir ceza mıydı?
Filmde bazı umutlar yeşerirken bazıları da sönüyor.
Musa’nın ihaneti… Kazım definecilikten umduğunu bulamadığında kendini toprak altına bağışlıyor. Ölüme… Adeta kaderinin yıkımını vermiş oluyor. Başta Meryem’in yaptığını bu sefer o yapıyor. Kazım da arınıyor.
Evet filmdeki tüm karakter isimleri birer simge. Hepsi bu coğrafyanın mihenk taşı.
Alevilik inancı Türk sinemasında pek kısıtlı gözükür olmasına rağmen bu filmde tüm görkemiyle belirdi. Alevilik inancının ibadet dokusunu kısacık da olsa gözlemledik. Umarız Ali’nin Tabiatı, Alevilik inancını yeni filmlere vesile kılıp daha da gözükmesine sebep olur.
Yönetmen Levent Çetin beyefendiyi kutlar, nice filmlere diyorum.

Metin Arpaci
Erzurum doğumlu. Liseyi Ankara’da, üniversite tahsilini Kayseri’de gördü. Erciyes Üniversitesi Radyo Televizyon ve Sinema bölümünde okurken Tarkovski’yi keşfetti. O günden sonra huzuru yoktur. Kısa filmler, iki uzun metraj belgesel filmin çekimini yaptı ve bir sürü senaryo yazdı. İki tane hikâye bir şiir kitabı olan yazar sinema ve edebiyata tutkuyla bağlıdır.
Tüm Yazılarını Gör →