Beyaz Karlardan Örülü Kaderimiz Bizi Bekliyor

Sinematografik olarak sade ve güzel kadrajlarla kurulmuş; içten, duygulu bir film. Hele sabah güneş doğarken bir sahne var ki; abinin gidip elini yüzünü yıkaması o kadar latif bir an ki insan tebessüm ediyor. Mustafa, sevdiği kızla evlenmek istiyor. İstemesin mi? Anadolu‘da bir gelenek vardır: Askerliğini yapıp geldiğinde, iş güç sahibi de olduysan geriye tek bir şey kalır; evlenmek. Yani artık “adam yerine konulan” bir genç oluyorsun. Yuva kurup çoluk çocuğa karışmak hakkındır.

Filmde kader ve umut eşit oranda ilerliyor. Eğer mahsul bu sene verimli olursa ve bir doğal afet çıkmazsa Mustafa evlenecektir. Baba, büyük oğlundan Mustafa‘nın evlilik niyetini işitince çayını döküyor; bu tipik bir rahatsız olma hâlidir. Çok bilindik bir insan davranışını yönetmen, çay dökme metaforuyla çok iyi göstermiş.

Peki Mustafa ne yapıyor diyorsanız; o, aşkının hülyasıyla umudunu son güne dek diri tutuyor. Ancak hasat zamanı gelmeden kar bastırıyor. Umutlar karın altında kalıyor; adeta kaderin bir cilvesi… Beyaz karlar altında kalan, ertelenen bir hayalin simgesel duruşu bu. Artık evlilik, başka bir mevsimin işi olup ertelenecektir.

Patates tarlasına umudunu bağlayan ailenin muradı sönüyor. Bu film, yalnızca evlenemeyen gençlerin dramını ya da çiftçilerin zoraki koşullarını anlatmıyor; aynı zamanda bu ülkede çiftçiliğin nasıl bitme noktasına geldiğini de belgeliyor. Oysa çiftçilerin doğal afetler sonucu meydana gelen zararları karşılansaydı, insanlar metropollere sığınmayacaktı. Kasabalardan ve köylerden şehirlere göç bu kadar yoğun olmayacaktı. Ekonomik şartlar, hayatın önüne zoraki yokuşlar çıkarıyor.
Bu güzel filmin görüntü yönetmenliğini Serdar Taşyürek üstlenmiş; emeğine, bakışına sağlık diyelim.
Diğer tarafta Mustafa içe kapanık biri, babasına evlenme meselesini dahi açamıyor. Bu durum, Anadolu‘da hâlâ “edep ve erkanın” gözetildiğini gösteriyor. Buna karşın Mustafa‘nın arkadaşları modern hayatın savruluşunda akıp gidiyorlar. Mustafa‘nın babasına doğrudan değil de abisini araya sokarak ulaşmasını yadırgıyorlar. Bir bakıma modern ile geleneğin çatışmasını da bu sayede izliyoruz.
Songül, Mustafa‘ya yüreğini vermiştir; “Senden başkasıyla evlenmem,” diyor. Ancak bir de gerçekler var; insan, “Acaba Songül şimdi ne yapmıştır?” diye merak ediyor. Bir film, sinemadan çıktıktan sonra asıl kafanızda dönmeye başlıyorsa bir şeyleri başarmış demektir. İşte iyi filmler asıl siz salondan çıktıktan sonra başlar. Burada Jacques Tati‘ye selam gönderip o meşhur sözünü hatırlayalım: “Ben istiyorum ki; film, siz sinema salonunu terk ettikten sonra başlasın.”
Evet, bu ince, güzel ve nahif film, siz onu izlemeyi bıraktıktan sonra da kesinlikle sizi bir yerde bulacaktır. Her gencin dönüp dolaşıp tekrar tekrar bakacağı bir iş. Mert Kartal‘a bu hoş filmi için teşekkür edip veda edelim.
Sinema sevgisiyle ve beyazperde ile baş başa olmanız dileğiyle.

Metin Arpaci
Erzurum doğumlu. Liseyi Ankara’da, üniversite tahsilini Kayseri’de gördü. Erciyes Üniversitesi Radyo Televizyon ve Sinema bölümünde okurken Tarkovski’yi keşfetti. O günden sonra huzuru yoktur. Kısa filmler, iki uzun metraj belgesel filmin çekimini yaptı ve bir sürü senaryo yazdı. İki tane hikâye bir şiir kitabı olan yazar sinema ve edebiyata tutkuyla bağlıdır.
Tüm Yazılarını Gör →