Serêzîpon: Kadim bir inancın ve Zazaca’nın sinema yolculuğu

Kazım Baynal‘ın yönettiği, Cevahir Çokbilir‘in yapımcısı olduğu ve Uğur Sofu‘nun ortak yapımcı olarak gördüğümüz Serêzîpon kısa filminin senaryosunu da Mahsun Celayir ile Nevzat Çağlayan ortaklaşa kaleme almışlar.

Başrolleri İsmail Elhakan, Beyhan Korkulutaş, Hasan Kısak ve Gürcü Badakol paylaşıyor.
Hüsen, Zînê ile 13 yıldır evli olmasına rağmen çocuksuzdur. Artık yeter dediği anda atını satmış ve kuma getirmenin arifesindedir. Ancak büyük bir sorun vardır. Bugün kara çarşambadır.
Tunceli, Erzincan, Erzurum, Varto, Bingöl gibi bölgelerde yaşayan Aleviler arasında hâlen yaşayan bu gelenek; eski takvime göre, Şubat ayının son çarşambası ile Mart ayının ilk iki çarşambası arasında kalan çarşamba günleri halk arasında “Kara Çarşamba” olarak adlandırılıyor. Bölgede yaşayan Aleviler, Allah’ın dünyayı yedi günde yarattığına, kötülükler ve belaları ise çarşamba günü yarattığına inanıyor. Bu nedenle bu tarihler arasına rast gelen çarşambalara “Kara Çarşamba” deniyor.
Gelenek üzere erkekler bu günde yüzlerine kara bir leke ya da is sürerek dereye yahut ırmağa inip yüzlerini yıkayıp Allah’a niyazda bulunup dua ederler. Özetle halk bu kara günün musibet ve belalarına karşı bir karşı duruş geleneği ortaya koymuştur. Allah’a dua ederek bir bakıma bu günün musibet ve belalarından arınmaya çabalıyorlar.

Filmin girişi kapkara, isli bir bacanın içinden bakarak görürüz. Böylece ritüel olarak kötülükten korunma biçimi. Annenin ise bu esnada Allah’a belaların başımızdan savuşturulması için dua ettiğini görürüz. Muhteşem bir açılış.
Hüsen eve girer ve karısı Zînê’nin elbiseleri yıkamak için tahta ile dövdüğünü görürüz. Araları bozuktur.
Sonra atı satın alan gelip bir güzel sözünü basar. At yoksa para da yok dolayısıyla evlenmekte.
Hüsen, eğer atı bulamazsa ikinci defa evlenemeyecek, silahını alır çekip gider.
Köyün karlı manzarasında yol alır. Tek başına, yalnız bir ağaç. Ve halüsinasyon… Zînê ile at yan yana. Bir görünüp bir kayboluyor. Sonra gene günün kara kasveti ortalığı yayık gibiçalkalıyor. Yani silah patlıyor. Metaforik olarak hikâyede ana karakterimiz kaybetti.

Kara günün akşamında kara bir haber alır: Zînê gitmiştir. Attan da eser yoktur.
Karanlık bir hikâye ve dolayısıyla bir kayboluş, kayıp hikâye.
Ona sadece kara bir leke kalır.
Ahmedê Xanî’nin Zîn’inden Kazım Baynal’ın Zînê’sine ömürlük bir kavuşamama hikâyesi,Kürt coğrafyasında tüm belleklerde tekrardan tazeleniyor.
İşte Serêzîpon bu geleneğe ve Unesco’nun tehlike altındaki diller listesine giren Zazaca’ya selam çaktığı anlaşılıyor. Bu film bir bakıma Zazaca dili tarihe karışmaması için bir çığlık niteliği taşıyor. Zazaca tarihlik değil daimi olarak konuşulan bir dil olmak istiyor. Zazaca çekilen film böylece bu dilde yeni filmlere ön ayak olunması bekleniyor. Cesur yönetmenlerin, senaristlerin yüreklenip, Zazaca dilinde yeni filmlerle bu çabayı büyütmeleri tek dileğimizdir.
Bu hikayede emeği geçen herkesi kutlayıp veda edelim. Var ol sinema, var ol sinema aşkı…

Metin Arpaci
Erzurum doğumlu. Liseyi Ankara’da, üniversite tahsilini Kayseri’de gördü. Erciyes Üniversitesi Radyo Televizyon ve Sinema bölümünde okurken Tarkovski’yi keşfetti. O günden sonra huzuru yoktur. Kısa filmler, iki uzun metraj belgesel filmin çekimini yaptı ve bir sürü senaryo yazdı. İki tane hikâye bir şiir kitabı olan yazar sinema ve edebiyata tutkuyla bağlıdır.
Tüm Yazılarını Gör →