Eğitimde Şartlı Tahliye Dönemi

Atanamayan binlerce öğretmen adayı ya da kıl payı olsa atanmış bir öğretmen vardır. Öğretmenin atandığı okulun sıvaları bile dökülmüştür. İlk günkü heyecanına soğuk duş alması bir olur. Tabii hemen çelişkiye düşer, sancısını çeker. Niçin biz bu haldeyiz diye erkenden sorguya girer.
Öğrenciler de değişmiştir, artık sosyal medya fenomenleriyle karşı karşıyayız. Bir sürü takipçisi olan öğrenciye karşı silik öğretmen karakteri durur karşımızda. Deyim yerindeyse öğretmenler artık bu zamanda gardiyan işlevi görüyor diyor başka bir öğretmen. Bizlerin yegâne amacı gardiyanlık yapmak, okul da açık hava hapishanesi olmuş oluyor böylece. Beklentiler ile sahada karşılaşılan durum birbirini karşılamayınca sorunlar da hemencecik ortaya seriliyor.

Öğretmenin geçinme şartı ise başka bir öğretmenle evlilik olarak sunuluyor. Yoksa maddi açıdan geçinme fırsatı bile artık yoktur. Bu öyle bir girdap ki eğitim kurumunun bu yoz ilişkiden kurtuluşu dahi yok deniyor. Bir bakıma bir distopya ve karanlık gelecek bilinci taşıyor öğretmenler. Devir karanlık biz de bu karanlık devirde öğretmeniz.
Eğitim bir hiç olmaya gitmiş, artık milyonlarca öğretmene bile ihtiyaç yoktur. Kesinlikle yarın öbür gün bir karar çıkacak ve hepimiz ıskartaya çıkacağız diyor. Bu karanlık düşünceyle hemhal olmuş öğretmenler.

İşsiz kalmak hele ki bu teknoloji ve iletişim çağında. Yapay zeka bile başlı başına bir muamma. Kötülük o kadar çevreyi sarmış ki okulu güvenlik görevlisi koruyor ve veliler dışarıda ancak onları bekleme şansı elde ediyor. Her gün ki monoton tekrar… Sabah hapishaneye çocuğunu bırak öğleden sonra al.
Aslında sanayi çarkında bulunmuş bir icat okul. Ebeveynler sanayi kolunda çalışırken çocuğu bir yere bırakmak zorundaydı ve okuldan başka bir yer olamazdı. Hem hayatı öğretecek hem de iyi bir vatandaş, birey yapacaktı. Öğretmenler de bu can alıcı görevin mihenk taşı olacaktı.
Ancak realite artık falso vermeye başladı. Zaman o kadar kötücül bir devire geldi ki telefonların böcek gibi etrafı sardığı bir dünya ola geldik. Bu dünyada öğretmenin tek yapabildiği derste telefonları toplamak. Öğrenci bakıcısı görevi desek daha doğru olur.
Öğretmenlik mesleği yanında öğrencide geleceğinden ümitsizdir. O da ben bir hiç olacağım neden okuyayım diyor. Bu öyle bir sınavdır ki boşu boşuna okuyoruz diyor. Zaten elit öğrenciler daima kaymağı yiyecek bizlerse sanayide bir işe gireceğiz, peki bu döngü niye diyor. Öğretmenin de ondan eksik yanı yok. Herkes üniversite okusa kim çöp toplayacak, kim tesisat döşeyecek, hoca akıllı ol diyor, birilerini eleyip, susmalarını sağlayıp boş vakit geçirtiyoruz diyor özetle.
Bu kıymetli filmi izleme fırsatı veren Osman Emre‘ye şükranlarımı iletiyorum. Nice filmlere…

Metin Arpaci
Erzurum doğumlu. Liseyi Ankara’da, üniversite tahsilini Kayseri’de gördü. Erciyes Üniversitesi Radyo Televizyon ve Sinema bölümünde okurken Tarkovski’yi keşfetti. O günden sonra huzuru yoktur. Kısa filmler, iki uzun metraj belgesel filmin çekimini yaptı ve bir sürü senaryo yazdı. İki tane hikâye bir şiir kitabı olan yazar sinema ve edebiyata tutkuyla bağlıdır.
Tüm Yazılarını Gör →