Bir Yurt Var Kapısı Gökyüzüne Açılan

Başrolde Hussein Hassan‘ın titiz ve çok becerikli oyunculuk sergilediğini, adeta rolün hakkını verdiğini belirtmiş olayım. Anneyi, kıymetli Fatma Arslan oynuyor ve ister kız kardeşi oynayan olsun isterse de erkek kardeşi oynayan Çayan Mahir Kayır‘ın da çok iyi bir iş çıkardığından bahsederek başlayayım.
Bêder 2016 yılında Silopi’deki olaylarda cenazesi bir hafta yerde kalan Taybet Ana’ya bir selam içeriyor. Bu acı böylelikle bir daha hatırlanıyor.

Arîn Arslan‘ın 2004 yılındaki “Kırıntı” filmiyle başlayan sinema macerasında yaklaşık 21 yılı devirdiği gözüküyor. Bu süreçte “Sî û Ba” (Gölge ve Rüzgar – 2006) , “Pera Berbangê” (Şafağın Tüyleri – 2010) , “Anadolu Ninnileri” ve son belgesel filmi “Aşkla Sana – Cevahir’isaydığımızda, buna son kısa filmi Bêder’i de eklersek, Arîn Arslan’ın hayli yol kat ettiği görülecektir.
Arslan bu aralar Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan destek alan ilk uzun metrajlı filminin durumuyla hemhal olduğunu da belirtmiş olayım.
Bêder; yurtsuzluk mu sahiden? Türkçe ismiyle Serçenin İlk Adımı…
Yeryüzünde bir yurdumuz var, dış kapısı coğrafyamıza açılan. Gittiğimiz tüm yerleri bizim kılan fakat bu kapımızı coğrafyaya sunmamız bizi var kılıyor olmaktan öte bir direniş hâli sanki dedirtiyor. Her yer bundan olsa gerek tuhafa da kaçıyor olabilir. Kapımızı sırtımızda taşıyoruz bir tek o kaldı elimizde ve her gittiğimiz yerde yepyeni bir durak her durakta yepyeni bir sınav yepyeni bir acı. Duvarları olmayan, tavanı gökyüzü ve kendisi coğrafyanın tam göbeği olan bir evdir aslında.
Arîn İnan, Bêder ile bu coğrafyaya yepyeni bir yurt teziyle geliyor. Dış kapısı eşiği geçtiğinizde geçmişe bakan ve bugünle bağlantılı, hayalî gerçekle ilişkili kılan ve sahici bir bakış. Burada savaşın tüm tonlarında ve yurtsuzluğun köpekleşme devri de bulunmaktadır.

Evet, bir varoluş sancısı ama tek bir nüans var. Sahicilik ve kabulleniş realitesi. Annesinin ölümünü gömüşü bile bir köpeklik, hırlama hâli. Sahipsizliğin ve ötekinin tüm kıvılcımını tattırdığı bir mozaik iklimi. Burada var olmanın bilâkis özünü yitirerek hayatta kalabilmenin tek yolu da ona köpekleş diyor sistem. Her birimiz zoraki olarak hayvanlaştık mesajı çok net veriliyor. Klâsik bir masa ve sandalyesiyle peşreve tutuşup, güreşen yiğidin akıl yiyişi, delirmesi… Ufkun zayileşmesi… Aklın olmadığı yerde kölelik de köpekleşmektir diyor özetle.
Ancak tamamen umutsuz da değildir. Kar coğrafyasında ektiğimiz nesiller hesabı kesecek bir gün diyor.
Arslan Bêder’de, ötekinin bize reva gördüğü, vatanımızda sömürüyü, asimileyi vadedip bize öğrettiği tek dilin köpekleşmek olduğu gerçeği durması bir yana, hainlik ve sahipsizlikle kurban edildik de diyor. Bu davanın bir de yarını vardır, güreşin girişinde sırtımız yere değmiş olabilir lakin bunun yarınına bakacağız diyor. Bir çiçekle bahar gelmez ama baharın gelmesi için de bir çiçeğin açması gerekir.
Her şeyin gelecek nesillerden beklendiği garip bir hâl içindeyiz. Çünkü bunun alt metninde bizim gücümüz yetmedi gerçeği durmaktadır. Bunu Bêder’deki mesajdan aktarıyorum.
Yeni nesiller davamızı tutacak, yerden kaldırınca bizde duvarlarımızı kendimiz örebileceğimiz, tavanı ve sınırları belli olan bir düzene kavuşacağız diyor. Oysa öteki her daim üç silahıyla belirdi: ölüm, mahpusluk ve sürgün. Film burada gelecek nesiller kolaycılığına kaçışı bir kurtarıcılık prensibi olarak görüyor. Bu hülyadan uyanmanın vakti gelmedi mi diye de düşünmeden edemiyorum. Çünkü öteki seni düşmanı olarak gördüğü için daha doğar doğmaz hastalığı içine zerk ediyor. Yani delirmen bile gelecekte bellidir. Ötekinin sana vadettiği deliliktir. Öteki yaygarasını koparıp, itaati esas alır. Yegâne varlığını kendisine köpeklik olarak görür. Tüm değerlerinle, en başta ana dilinde yakardığında üç seçenek sunar: Ölüm, sürgün, mahpusluk…
Ancak ümit var olmak gerekir. Berrak lisanınla, heyecanınla var olabilmektir. Yere düştüğünde daha azimle, kuvvetle yerden kalkmaktır mesele.
Bir atla sürülen kar filizlenip yeşerecek midir bilinmez lakin Arîn İnan’ın bir tezle ortaya çıktığı açıktır. Herkesin sağır ve dilsiz kesildiği bir dönemde böyle güçlü sesler işitmek insanı memnun ediyor. Bêder, yurtsuzluğuna yurt arıyor. Bu dünden yarına, geçmişten günümüze taşınan kapının yurtsuzluk serüvenidir. Ancak bir gerçeği de çok açık ediyor. Yurdumuz burası, buradan başka gidecek bir yerimiz de yoktur. Nereye gidersek gidelim bu soğuk iklim, bu kar coğrafyası bizim diyor.
Bêder tıpkı çocuğun temizlenmek için yıkanmasına ihtiyaç duyduğu, tıpkı karın bembeyaz sahici temizliğinde coğrafyanın arındığı gibi bir gün kendi yurtsuzluğundan bir yurt çıkardığını görmek nasip olur inşallah diyelim ve noktayı koyalım.

Metin Arpaci
Erzurum doğumlu. Liseyi Ankara’da, üniversite tahsilini Kayseri’de gördü. Erciyes Üniversitesi Radyo Televizyon ve Sinema bölümünde okurken Tarkovski’yi keşfetti. O günden sonra huzuru yoktur. Kısa filmler, iki uzun metraj belgesel filmin çekimini yaptı ve bir sürü senaryo yazdı. İki tane hikâye bir şiir kitabı olan yazar sinema ve edebiyata tutkuyla bağlıdır.
Tüm Yazılarını Gör →