Kırmızı Saçlı Kadın

“…çünkü eski masal ve efsanelerdeki şeyler en sonunda gelir başınıza. Ne kadar çok okur, efsanelere ne kadar çok inanırsanız, o kadar çok gelir. Zaten dinlediğin hikâye başına geleceği için ona efsane dersin.”
Nobel Edebiyat Ödülü sahibi yazarımız Orhan Pamuk’un Doğu ve Batı efsanelerini harmanlayarak 2016 yılında okurlara sunduğu Kırmızı Saçlı Kadın eseri, bir yıl aradan sonra (2014 yılında yayımladığı Kafamda Bir Tuhaflık adlı eseri) yeni bir kitapla karşılaşan bazı okur çevresi tarafından yeterince özen gösterilmeme düşüncesiyle eleştirilerin odağında olmuştu. Şahsi düşüncem, Orhan Pamuk’un diğer kitaplarında olduğu gibi uzun yıllara yayılan detaylı bir araştırmanın varlığı göze çarpmaktadır.
Babasının ailesini terk etmesinden sonra para kazanmak için kuyucu çırağı olan Cem’in hayatı, eserin ana konusunu oluşturmaktadır. Cem, hayatı boyunca unutamayacağı insanlarla da burada tanışır. Güngören’de çadırda tiyatro oyunları sunan bir grup ve içlerinde ‘kırmızı saçlı’ bir kadın. Olaylar aniden gelişir ama etkileri yıllar sürer. Güngören’de başlayan hikâye, Cem oradan ayrılsa bile bir şekilde var olmaya devam eder.
Kitabı henüz okumamış kişileri düşünerek ayrıntı vermemeye çalışıyorum. Yine de kitabın ana eksenini oluşturan iki efsaneden kısaca bahsetmek istiyorum: Kral Oidipus tragedyası ve Şehname’de yer alan Rüstem ile Sührab. Baba ile oğulun kavgasını anlatan bu iki yapıt, karakterler değişse de kitabın her sayfasında varlığını hissettirmektedir: Güngören’de yaşadıklarına rağmen jeoloji mühendisi olan Cem… Terk edilen bir oğul olan Cem’in terk eden baba oluşu… Kurdukları inşaat şirketi Sührab’a yıllar sonra öğrendiği oğlunun sahip olma ihtimali… Tüm bu olay örgüsü, efsanelerin gerçek hayattaki yansımalarını sorgulamamıza sebep oluyor.
Açık konuşmak gerekirse, okuduğum ilk Orhan Pamuk eseriydi; ve içtenlikle söylüyorum, bir çırpıda okudum. Orhan Pamuk’un diğer eserlerini de okuyanların bu kitabı eleştirme sebebini anlıyorum. Daha uzun bir Kırmızı Saçlı Kadın görseydik, tesadüfi olduğunu düşündüren olayların detaylarını da öğrenebilirdik. Ancak bu haliyle de Kırmızı Saçlı Kadın’ı oldukça içten ve yaratıcı buldum.
Sonraki kitap alışverişimde daha fazla kitabınızla tanışma umuduyla!

Merve Yazar’ın objektifinden…

Merve Yazar
Merve Yazar, Psikolojik Danışma ve Rehberlik alanında akademisyen olarak görev yapmaktadır. Gerek akademik, gerek bireysel olarak varoluş ve anlam üzerine okumayı ve araştırmayı seven yazar için, kelimeler yalnızca birer araç değil, iç dünyasının dışavurumudur. Yazmayı "kendisi ve dünyayla kurduğu en sahici bağ" olarak tanımlayan yazar, bu durumu, "Ne zaman ki içimden geçenler kelimelere dökülür, işte o zaman gerçekten var olduğumu hissederim," şeklinde yorumlamaktadır. Yazarken hem kendisini, hem de başkalarını yeniden inşa eden yazar; her cümleyle biraz daha "kendisi" olur. Akademik üretkenliğin ötesinde, hayatı anlamlandırma yolculuğunda kalemi en büyük rehberi olan yazar için "yazma" eylemi sadece bir eylem biçimi değil, doğrudan varoluş biçimidir.
Tüm Yazılarını Gör →