Tekrar çal, Sam / Casablanca

“Çal Sam. ‘As Time Goes By’ı çal.”
İkinci Dünya Savaşı sırasında 1942 yılında gösterime giren Casablanca; Humphrey Bogart, Ingrid Bergman ve Paul Henreid’in yetenekli oyunculukları ve Michael Curtiz’in başarılı yönetmenliği ile sinema tarihinin eşsiz filmlerinden biri olmuştur.
Casablanca, temelde bir aşk hikâyesidir ancak filme sadece “romantik” kelimesini yakıştırmak pek doğru değil.
Eski ama unutulmayan bir aşk hikâyesinin, savaş bağlamında tekrar ele alındığı Casablanca için “Nazi karşıtı-yanlısı bir ortamda temposu düşmeyen bir aşk” demek sanırım daha doğru olacaktır.
Filmin açılış sahnesiyle başlamak istiyorum:
“İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla, tutsak Avrupa’daki birçok göz umutla, çaresizlikle özgür Amerika’ya yöneldi. Lizbon önemli bir kalkış noktası oldu. Ama herkes doğrudan Lizbon’a gidemediği için uzun ve dolambaçlı bir mülteci rotası çıktı. Paris’ten Marsilya’ya, oradan Akdeniz’i aşıp (Cezayir) Oran’a, oradan da Afrika kıyısı boyunca tren veya otomobille ya da yürüyerek Fransa’nın yönetimindeki Fas’ın Casablanca şehrine doğru bir yolculuk.”
Casablanca, Özgür olduğuna inanılan Amerika’ya ulaşmak için son durak olması sebebiyle ünlüdür. Değerli bir şeye ulaşmak güç olunca her zamanki gibi illegal yollar bulunmaya başlanır: Bilet kaçakçıları, fahiş biletler, tek gecelik ilişkiler ve aklınıza gelebilecek birçok şey. Filmin ana kahramanlarından Rick de Casablanca’da Rick’s Café Americain adında bir gece kulübü sahibidir. Tarafsızlığı ile tanınan Rick, her kesimden ve her fikirden insanı bu gece kulübünde misafir etmektedir ancak eski aşkı Ilsa’nın da buraya uğramasıyla Rick, bambaşka bir yol seçmek durumunda kalır. Çünkü Ilsa tek başına değildir, Alman karşıtı grupların lideri Victor Laszio ile birlikte gelir. En önemlisi de Ilsa, Rick’in düşündüğü hayata sahip değildir. Tüm bu bilinmezlik içerisinde gerçek bir aşk yaşayan çift, kalan hayatlarını nasıl yaşayacaklarına da karar vermek zorunda kalırlar.
Kurgu bir yana filmin arka planında olanlar da filmin başyapıt olmasında önemlidir. Filmde gerek oyuncu olarak gerek de arka planda filme katkıda bulunanların birçoğu mültecidir ve birçok sahne, gözyaşı ile çekilmiştir. Bu yoğun duygusal atmosfer, Casablanca’dan çıkmaya çalışan birçok ana ve yan rollerin yaşam mücadelesiyle desteklenmektedir. İşte bu yüzden Casablanca filmi için sadece aşk hikâyesi demek doğru değildir.
Gerek duygusallığında duygulandığım gerek de samimi konuşmalarıyla filmi izlemekten keyif aldığım 1 saat 42 dakika geçirdim. Hesabımı bilenler her yorumda sadece bir alıntıya yer verdiğimi de bilirler ancak bu demek değildir ki göze çarpan tek replik budur. Aksine Casablanca, her repliğiyle akıllara kazınacak bir filmdir. Repliklerin altyapısı ne olursa olsun, ana konu insandır ve savaş ortamında yaşamaya çalışan insanın kurtuluş çabası ve umut arayışıdır. Ayrıca başrol oyuncularının bile sahne çekilene kadar filmin sonunu bilmediği Casablanca’nın, sizler için de temposu düşmeyen bir film olacağı kanaatindeyim.
Filmi izlemiş olanlarla yorumlarda buluşmayı, henüz izlememiş olanlar için de güzel bir film önerisi olmasını umuyorum.


Merve Yazar
Merve Yazar, Psikolojik Danışma ve Rehberlik alanında akademisyen olarak görev yapmaktadır. Gerek akademik, gerek bireysel olarak varoluş ve anlam üzerine okumayı ve araştırmayı seven yazar için, kelimeler yalnızca birer araç değil, iç dünyasının dışavurumudur. Yazmayı "kendisi ve dünyayla kurduğu en sahici bağ" olarak tanımlayan yazar, bu durumu, "Ne zaman ki içimden geçenler kelimelere dökülür, işte o zaman gerçekten var olduğumu hissederim," şeklinde yorumlamaktadır. Yazarken hem kendisini, hem de başkalarını yeniden inşa eden yazar; her cümleyle biraz daha "kendisi" olur. Akademik üretkenliğin ötesinde, hayatı anlamlandırma yolculuğunda kalemi en büyük rehberi olan yazar için "yazma" eylemi sadece bir eylem biçimi değil, doğrudan varoluş biçimidir.
Tüm Yazılarını Gör →