Siyah Tüy

Göz alıcı güzelliği ile sanki denizi avuçlarının içine almışçasına kucaklayan bir koy. Sakin olduğu zaman gözleri kamaştıran yakamozların oluştuğu bir deniz.
Denizden baktığınızda ‘hilal içine saklanmış deniz’ dersiniz. Hilalin başlangıcından kıvrılıp son ucuna kadar yükselen bir kara parçası.
Başlangıçta çakıl ve küçük taş ve kayalıkların üzerini türlü ağaçlarla bezenmiş bir orman kaplıyor ve hilalin bu ucu sarp kayalıkla bir duvar görüntüsü veriyor.
Burası sanki doğadan bağımsızlığını ilan etmişçesine türlü kuşlar ve hayvanlara ev sahipliği yapıyor.
Denizlerin vazgeçilmez dostlarının başında balıkları saymazsak, martılar gelir. Gün boyu deniz üzerinde uçarak balık avlarlar. ‘Balıklar da martıların temel besin kaynağı’ dersek abartılı olmaz.
İşte, bahsettiğimiz bu koyun vazgeçilmezlerinden martılar, burayı yurt edinmişler. Fırtınada, rüzgârda, her koşulda buradalar. Bizim kahramanımız da bu martılardan birisi. Bizim martıyı, diğer martılardan ayıran birçok özelliği var. Birincisi; martıların aksine kanatlarında siyah tüylerinin oluşu. Bu yüzden diğer martılar ona Siyah Tüy adını takmışlar. Gözleri müthiş keskin; yükseklerden uçarken su yüzündeki balığı fark ettiği gibi avını yakalar. Onun kadar iyi pike yapan martı yoktur, bütün kızlar Siyah Tüy’e âşıktır âdeta.
Bu özelliklerine karşın, mutsuzdur Siyah Tüy. Diğer martıların gıpta ile baktığı siyah tüyleri onu rahatsız etmekte, o ise yalnızlığı tercih etmektedir. Kız arkadaşlarının hayranlıkları onu ilgilendirmemekte.
Koyun karşı tarafındaki kayalıklara gidip oradan denize bakmakla günlerini geçirmektedir. Yine böyle bir günde kayalıkların olduğu bölgede yaşayan bir Karabatak ile tanışır. Karabatak’tan hoşlanmıştır, Karabatak da Siyah Tüy’e ilgi duyar ve sık sık buluşmaya başlarlar. Bu buluşmalar artık aşka dönüşmüştür. Kayalıklarda buluşup söyleşirler, aşktan ve sevgiden konuşurlarmış.
Siyah Tüy, Karabatağa dönüp, “Sanırım birkaç gün hava kötü olacak, yarın yine burada buluşalım,” der ve buluşmak için anlaşırlar.
Ertesi gün Siyah Tüy’ün dediği gibi hava rüzgârlıdır ve rüzgâr, gittikçe şiddetini artırmaktadır. Ancak konuştukları gibi buluşmaya gidecektir. Artan rüzgâra karşın, zor da olsa kayalıklardaki buluşma yerine ulaşır. Karabatak da gelmiş, onu beklemektedir. Buluştukları için mutludurlar, ama rüzgâr da şiddetini artırarak fırtınaya dönüşmeye başlıyor. Şiddetli rüzgârın fırtınaya dönüşmesiyle birbirlerine sımsıkı sarılırlar. Artık fırtınanın önünde tek vücut olmuş iki beden, fırtınanın etkisiyle kayalıklara savrulmaya başlar. Yapacak bir şey yoktur, bedenlerini fırtınanın insafına ve gücüne teslim etmişlerdir.
Günler sonra fırtına diner, etraf sakinleşir. Günlerdir kendisinden haber alamadıkları için diğer martılar endişelenmişler ve onu aramaya başlamışlardır.
Sonunda kayalıkların dibinde Siyah Tüy’ün, karabatak ile sarılmış bir halde ölüsünü buldular.
Tüm martılara Siyah Tüy’ün ölüm haberi ulaştırıldı. Kayalıkların dibinde toplanan martıların hep bir ağızdan feryatları koyu inletti. Deniz de bu feryada eşlik etti ve dalgalar bu sevdalı çifti bağrına basarak, denizin sonsuzluğuna alıp götürdü.

Bünyamin Pehlivan
Monochrome türünde eserler veren M. Bünyamin Pehlivan, Gazi Eğitim Enstitüsü mezunudur. Ankara'da üç kişisel sergi açan ve bu dönemini "çıraklık yılları" olarak tanımlayan sanatçı, 2002'de Bodrum’a yerleşerek atölyesini açtı ve o tarihten itibaren mavi ağırlıklı eserler üretmeye başladı. "Mavinin ressamı" olarak anılan Pehlivan'ın yapıtları 20'yi aşkın ülkede özel koleksiyonlarda yer almaktadır. Eserlerinde, Anadolu halkının yaşadığı zorlukları işleyen Pehlivan, aynı zamanda Nâzım Hikmet'in şiirlerini resimleştiren ressam olarak da bilinmektedir. Pehlivan, Bodrum Plastik Sanatlar Oluşumu'nun da kurucuları arasındadır.
Tüm Yazılarını Gör →