Mehmetçik Mehmet

Mevsim kış; sarp kayalıklardan oluşan kasvetli dağlar beyaza bürünmüş… Mavi ile beyazın birbirine geçtiği bu güneşli ama soğuk günde, karakolun bahçesinde askerler… Soğuğa karşın üçlü sıra halinde dizilmiş, komutanlarına bakıyorlar…
Karakol komutanı yanındaki astsubayla tekmil aldıktan sonra, askerlerinin yüzlerine baktı; “hadi komutanım, bitir şu içtimaı da dağılalım” dercesine askerler de ona bakıyordu.
Masmavi gökyüzüne baktı; dağlara, askerlere baktı. Sıkıntılı bir hali vardı. Söze nereden başlayacağını bilmiyordu.
“Rahat arkadaşlar! ‘Rahat’ta dinleyin,” dedi. “Bugün çok önemli bir görev için birinizi görevlendireceğim. Biliyorum hepiniz bu göreve hazırsınız, ancak bir gönüllü istiyorum. Sınır ötesi bir görev için. Bu görevde ölmek de var; yani şehit olmak. Ayrıntıları açıklamayacağım, sadece gönüllü olan bilecek. Evet, bir gönüllü asker, Mehmetçik istiyorum. Gönüllü olan bir adım öne çıksın.”
Askerler solgun yüzlerle bir komutana, sonra birbirlerine baktılar. Hepsi başlarını öne eğdi, kimsede hareket yok.
“Evet arkadaşlar; bir gönüllü, yok mu şehadet şerefine erişmek isteyen?”
Askerlere baktı teker teker, hiçbirisinden yine hareket ve ses yok.
“Peki o zaman; sen Mehmet, sen göreve hazır mısın?”
Mehmet, İzmirli, kumral, uzun boylu yakışıklı ve tezkeresine iki ay kalmış bir onbaşıydı. Kafasını çevirdi, arkadaşlarına baktı önce, sonra komutanına. İzmir’i düşündü; babasını, annesini, kardeşlerini. Dört kardeşin en büyüğü idi. Varlıklı değildiler, babası emekli öğretmen. Çocuklarını yetiştirmek için çalışıp çabalamış; Van, Diyarbakır, Tokat okullarında edebiyat öğretmenliği yapmış, emekli olunca İzmir’de gecekonduvari bir ev alabilmişler. Kendi hallerinde yaşayıp gidiyorlar. Mehmet, İzmir’de bir fabrikada çalışıyor, kardeşleri öğrenci. Akşam olunca televizyonda haberleri izlerken şehit haberlerine çok üzülürlermiş.
Babasının söylediklerini anımsadı; “Neden hep halk çocukları şehit oluyor,” diye isyan ederdi babası.
Şehit haberleri artık sıradanlaşmıştı âdeta. “Şırnak’ta teröristlerle çıkan çatışmada üç askerimiz şehit oldu”, “Çorum’da, Tokat’ta, Yozgat’ta şehitler için tören yapıldı”, “Teröristlerden hain pusu: İki askerimiz şehit oldu”, “Mersin ve Niğde şehitlerine ağlıyor”… Evlatları şehit olmuş annelerin, oğullarının öldüğüne günler, aylar geçse de inanamadıkları, bir gün çıkıp gelmesini bekleyen, ağlayan anneleri düşündü. Kapı çaldığında, pencereye vurulduğunda “Oğul, geldin mi?” diyen anneleri duymuştu.
Pencereden bir taş geldi
Ben sandım ki Mamoş geldi
Uyan Mamoş uyan
Başımıza bir iş geldi
Ağıtların yakıldığı evleri anımsadı. Haberler, “şehitler ölmez, vatan bölünmez” sloganları… Ateş düştüğü yeri yakar… Şehit ailelerinin evlerine bakıyorsunuz, hepsi fakir aileler. Bayraklar asılır, vatan sağ olsun, taziyeler…
Annesini, babasını, kardeşlerini düşündü. Daha dün telefonda konuşmuşlardı. “Baharda İzmir’deyim,” demişti.
“Uçun kuşlar uçun İzmir’e doğru” türküsü geldi aklına; gülümsedi.
“Evet Mehmet, ne diyorsun? Hazır mısın göreve?”
Toparlandı Mehmet, uykudan uyanmışçasına. Sonra arkadaşlarına baktı, komutanına baktı.
“Evet, Mehmet?”
“Komutanım; içinde Mehmet’in olmadığı vatanı neyleyim.”
5 Ocak 2026

Ressam Bünyamin Pehlivan’ın “Savaşa Hayır” isimli eseri.

Bünyamin Pehlivan
Monochrome türünde eserler veren M. Bünyamin Pehlivan, Gazi Eğitim Enstitüsü mezunudur. Ankara'da üç kişisel sergi açan ve bu dönemini "çıraklık yılları" olarak tanımlayan sanatçı, 2002'de Bodrum’a yerleşerek atölyesini açtı ve o tarihten itibaren mavi ağırlıklı eserler üretmeye başladı. "Mavinin ressamı" olarak anılan Pehlivan'ın yapıtları 20'yi aşkın ülkede özel koleksiyonlarda yer almaktadır. Eserlerinde, Anadolu halkının yaşadığı zorlukları işleyen Pehlivan, aynı zamanda Nâzım Hikmet'in şiirlerini resimleştiren ressam olarak da bilinmektedir. Pehlivan, Bodrum Plastik Sanatlar Oluşumu'nun da kurucuları arasındadır.
Tüm Yazılarını Gör →