Yaşam ve kader üzerine…

İnanç nedir?
En büyük tanım, güveneceğin, sığınacağın; iyi bir duyguyla seni koruduğuna, doğruya yönelttiğine, gönlünü ferah tuttuğuna emin olduğun yönde kaderini kucaklamaktır.
İnanç; umut ve mucize beklemenin yanı sıra, çalışıp ulaşabildiğin bilgiyle yükünü hafifletecek, pozitif bilimin açtığı yolda seni destekleyecek olduğunu bildiğin, onu geliştirmek için çabaladığın, emek verdiğin bir alandır.
Hiçbir sistem senin okuman ve kendini bilgiyle eğitmenin ve gelişmenin üzerine bir şey koymaya yardım edemez.
Tedbir, yeterlilik, vicdan, çaba ve iyilik üzerine gelişen olumlu hisler, inancı bütünleştiren ve kader algısını sadece Tanrısal güce yükleyen bir tembellikte ayakta duramaz. En ışık veren şey, evrendeki bilgiye sahip olmak, onu iyiye kullanmak, boş lafın gösterişinden uzaklaşıp mütevazı ama emin adımlarla huzurlu bir geleceği inşa etmektir.
İnanç, kişisel bir teslimiyet alanı olduğu için ikincil bir insanın bu alana girmesi yahut korkutarak yaşam vermesi beklenemez. İnsanlar adalet ve hukukla yönetilir, korku ve kuralsız şiddetin şuursuz uygulamalarına teslim olamaz.
Düşünmek ve gelişmek, bilge insan olmak için çok iyi insan olmak da yetmez. Aynı zamanda hisseden, hakkaniyetli olan, sınırını ve saygısını menfaatinden değil, kendinden daha bilgili ve daha tecrübeli olan insanların fikrinden alan insanlar, koca bir toplumun dertlerine çare olabilir. Eğitimli ve bilgili insanlar sesini yükseltmez, bağırarak konuşmaz, hukuku kendine değil, adalete uygun şekilde yaşar ve yaş farkını insan olmanın tecrübesi olarak değil, insan olmanın doğuştan kazandığı hakkı ve geleceğin umudu olarak kucaklayıp ona destek olur. Mağdur insanların olduğu bir alanda hava şartlarına göre değil, orada eksik kalmış duygular üzerine ânı yaşar ve hayatı sarar.
İnancı yönlendirmeye heves etmiş kötüler, batılların, hurafelerin karanlığında doğanın masum hareketini bile ceza olarak tanıtmaktan çekinmez. Normalde bilim insanları, eğitimli insanlar, hayat şartlarını belli bir düzende tutturmak için hayatlarını araştırma ve uygulamaya adarlar. İnsana iyilik sunan öncü olmaya aday insanların korunmaya ihtiyacı yoktur; etten duvarlara ve unvan kaybına karşı bir zayıflığı ya da endişesi yoktur. İyi insanlar halkının içinde olmaktan korkmaz. Kötülüklere doğru yanıtlar verebilen vicdanlılar, bir kötülük anında masumu cezalandırmak yerine, adaletin vereceği kararlar doğrultusunda kötülerin artık zarar veremeyeceğine dair insanları uyarır.
En kötü anda uzaktan görünmeyen evlerin kalın duvarlarında bile gülemiyorken sıradan bizler; arkanda binlerce insanın hüznünü hiçe sayarak gülümseyen bir fotoğrafa konu olmaz insanını teskin etmekle sorumlu olanlar.
Gereksiz gösterişli bir yaşama yatırım yapanlar, idealleri “uzay” olarak gösterip kendi ülke içine yetişmekte yavaş kalırsa… İnisiyatif alabilecek insanları da bu kurtarıcılıktan mahrum bırakacak kadar engellerse… Biz buna “kader” diyemeyiz. Dünyanın en değerli varlıkları nefes alıp hayata anlam katan canlılardan oluşur.
İnanç dilsel ve dinsel bir ayırım değil, birleştirici bir yaşamın sürmesine fayda sağlayan tüm canlıların içinde taşıdığı sevgi ve umudun görünmeyenidir.
Devletler inanca göre değil, vicdan hukuk ve bilgiye, tecrübeye olan saygıya ve bu duyguları içinde hakkaniyetle barındıran bir ahlaka tutunarak coğrafya ve insanını ayakta tutar.
Gerisi doğadır… Üzmek için değil, yaşamsal devamlılık için doğasına uygun hareket eder.

Giorgitsamou’nun objektifinden: Midilli Molivos’tan bir kare…

Giorgitsamou
Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema-Televizyon Senaryo bölümünde okurken sinema ile edebiyatın kardeşliğini keşfeden Giorgitsamou, iki kısa belgesel filme, üç yüzü aşkın şiire, çok sayıda denemeye ve dergilerde yayımlanan yazılara imza attı. Sekiz yıl amatör tiyatro ile uğraştı; Fransızca yayımlanan bir kitapta kendi İstanbul'unu anlattı. Son yıllarda iki roman çalışmasını tamamlamaya odaklanan Giorgitsamou, "insan ne için yaşar?" sorusuna hep aynı yanıtı verdi: hissetmek ve yazmak.
Tüm Yazılarını Gör →