Çolak Birliktelikler

Birbirimize hiç bakmamıştık ama soğuk günlerin yalnızlığını da hissetmemiştik bir arada… Yolları arapsabunuyla yıkanmış parke taşların içinden sabah sabah çıkan minik yoncalar gibi bir adımla ezilecek kadar yeşillenebildik. Sırtımızı koltuğa yasladığımız anda, sen de ben de cansızdık.
Eşittik… İki kolu kavuşmayan sevgililer gibi çolak birlikteliklerin yoksunluğuydu güneşin doğuşu… Portakal reçeli ve ayva reçelini sevip bir çay kaşığı tereyağı yediğimi tam üç bin gün bilemeyen bir mutfak karosu kadar çatlak ve bakımsız bir bakış açısında eskiyen…
Ya yazlar olmasaydı… Ya giydiğimiz tüm kıyafetlerle gözlerimizi görmeden, üşümeye devam eden soğukla konuşsaydık… Yok sayılan günlerin dertleştiği üst üste karşılaşan sekiz senenin 29 Şubat’ı gibi… Konuşacak çok şeyimiz var aşka dair…
Sonra, neden küskün olur akşamsefaları renklerine inat… Pembe tonunu neden içe kapatır geceleri çiçekler eski, paslı bir sokak lambası altında… Koluna dayandığın tılsımlı et parçası damarlı; kan akıyor… Biraz nefes alınca göğsü inip kalkıyor…
Yaşadığını bir aynadan seyreden yalnızlıkların bitişini kaleme alan ölüm kokan ama hep yaşamış vicdanların koruyucusu gibi seyrek yelkovanlı yuvarlatılmış zaman… Seni ne çok sevdim akrebe yapışmış, bir gün beni bırakacağın günün özgürlüğüyle öpüşürken…
Zamanı aksak yaşayan hızlı ve iyi insanların kırmızı dudaklarından dökülen şaraplara…


Giorgitsamou
Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema-Televizyon Senaryo bölümünde okurken sinema ile edebiyatın kardeşliğini keşfeden Giorgitsamou, iki kısa belgesel filme, üç yüzü aşkın şiire, çok sayıda denemeye ve dergilerde yayımlanan yazılara imza attı. Sekiz yıl amatör tiyatro ile uğraştı; Fransızca yayımlanan bir kitapta kendi İstanbul'unu anlattı. Son yıllarda iki roman çalışmasını tamamlamaya odaklanan Giorgitsamou, "insan ne için yaşar?" sorusuna hep aynı yanıtı verdi: hissetmek ve yazmak.
Tüm Yazılarını Gör →