Günlük Hayatın Sessiz Derinliği

Normalin kıymeti;
Normallik nedir? Nasıl değişti?
Kurallara uygun olan, şaşırtmayan, alışık olunan, aşina anlamlarını taşıyan normal
kelimesinin hayatımıza açtığı pencereyi aralamak istiyorum. Çağımız gereği bizi şaşırtan ne
çok durumla karşılaşıyoruz. Bir süre sonra anormal olan durumları ve ya insanları “normal”
olarak kabul etmeye başladık. Öyle ki normal algımız değişmeye başladı.
Benim rutinim ve benim normalim:
Her sabah uyandığımda yüzümü yıkar, torid ilacımı alır, yaklaşık yarım saatin geçmesini
beklerim. Bu esnada kendimin bilge tarafıyla; dünü analiz ederim, yeni günü planlarım,
olumlu cümlelerle güne başlarım. Yarım saat sonra sıcak kahvemi alırım ve pencereden
dışarı bakarım. Gökyüzü hep aynıdır, ‘normaldir’ ancak bilirim ki, her şey biraz değişir. Bir
kere günün enerjisi değişir. Bazen aynı davranışları yapmaktan yakınan insanlara şahit
oluyorum. Bu rutinleri yaşayamayan insanlar var, onların da bir zamanlar rutinleri vardı.
Bir sabah kalktınız her şeyin değiştiğini fark edebilirsiniz. Evet, bir mucize de olabilir, kötü bir
şey de ancak sahip olunanlara, kendinize ait anlara ve normalinize şükretmelisiniz. Gayet
iyiyim, normal anlar yaşıyorum diyebilmek, büyük bir ayrıcalık.
Toplumsal dönüşüm ve bireyselleşme:
Bir sabah uyandığınızda ülkenizde savaş çıktığını öğrendiğinizi düşünün. Ya da bir hastalık
nedeniyle artık maskesiz dolaşamayacağınızı… Bunlar normal değil. Ama yaşandı.
Hatırlayın, bir dönem maskeyle dolaşmak bize ne kadar garip gelmişti. Nefes almak
zorlaşmış, temas kurmak neredeyse imkânsız hale gelmişti. Öyle zordu ki, zamanla şartlara
uyum sağladık ve bu durumu da normalleştirdik.
Günümüzde gittikçe artan zorluklarla karşılaşıyoruz ve bu durum karşısında psikolojimizi
korumaya çalışıyoruz.
Başımıza gelen olaylara şaşırabiliriz; çünkü yaşadıklarımız, “normal” dediğimiz sınırların
dışındadır. Kabul etmekte zorlanabilir, ağlayabilir ve sızlanabiliriz. Bu gösterdiğimiz direnç de aslında normaldir. Süreci olduğu gibi kabul ettiğimizde gelen rahatlama, kabullenme duygusu bize iyi gelir.
Toplum olarak gün geçtikçe bazı konularda bilinçleniyoruz; bazı alanlarda ise hala yolun
başındayız. Eskiden aileler bir arada, iç içe yaşardı. Büyüklerin sözünden çıkılmaz,
bireysellik pek tanınmazdı. O dönem için bu yapı ‘normal’ kabul edilirdi. Kadın-erkek
arasında ayırımlar olur, erkeklerin daha bireyselleşmesine bir nebze olsun izin verilirdi.
Bugün ise bireysellik daha çok önemseniyor. Görüyoruz ki ‘normal’ dediğimiz şey, zamanla
ve şartlara göre değişiyor.
Dışarı çıktığımda – yolda, kafede, bir vapurda- insanları gözlemlediğimde çoğunun kendi
içine dönmüş olduğunu fark ediyorum. En çok yakınılan şeylerden biri de, eski
arkadaşlıkların, komşulukların ya da insanların eskisi gibi samimi olmadığıdır. Bu durum, farketmeden ‘normal’ hale gelmeye başladı.
Oysa atladığımız bir nokta var: her şey bizim elimizde. Her gün yeni bir seçim yaparız.
Söylenmek yerine, memnun olmadığımız şeyleri değiştirmek için ufak adımlar atabiliriz.
Selam vermek, hatır sormak, önemli günleri kutlamak ve bazı gelenekleri sürdürebilmek
kolektife önemli bir katkı sağlar. Belki herkes bu farkındalıkta olmayacak ama bir başkasının
samimiyeti, güler yüzü, selamı mutlaka iz bırakacaktır. Zamanla alışkanlık haline gelir ve
yeni bir ‘normal’ yaratır.
Yalnızlık ve içsel alan:
Yalnızlık eskiden korkulan bir şeydi. İnsanlar yalnız görünmekten çekinirdi. Şimdilerde ise
yalnız olmak, kendine alan açmak ve huzurlu anlar yaşamak anlamına geliyor. Toplum bu
hali daha çok kabul ediyor. Bireyselleşmenin bir parçası olan kendi kendine vakit geçirmek
aslında gayet sağlıklı bir durum.
Kalabalıklar içinde kendini yalnız hisseden insanlar da olabilir. Bu, genellikle bireysel olmayı
bilmemekten kaynaklanıyor. Kendi başına kalınca ne yapacağını bilmeyen, başkası
olamadan var olamayan kişiler olduğunu gözlemliyorum. Oysa bu deneyim, doğru
yaşandığında içsel bir şölene de dönebilir.
Sessizliğin derinliğinde içsel bir dinginlik vardır. Küçük mutlulukları fark etmek için bir fırsat
sunar. Aynı yollardan geçerken, aynı insanlarla karşılaşırken ufak değişiklikleri fark etmek,
sizi mutlu eden şeylerin farkında olmak… Bu sırada kendi içinize dönmek, ruhunuzu
onarmak, şükranla bakmak ve kendinize sarılmak.
Yalnız yapılan bir yürüyüşte çevrenizde olan bitenleri gözlemlemek, küçük mutlulukları fark
etmek, kalbinizin şükranla dolması… İşte bu, normalliği ve rutininizi kutlamanın en güzel
yoludur.
Normalin kutlanması: ŞÜKÜR
Ve en kıymetli normalimiz: nefes almak. Yaşamı kucaklayacağımız onca rutinimiz var.
Benim çok sevdiğim bir dua vardır: “Allah rutinlerimizi bozmasın, arttırsın.”
Âmin diyerek mühürlüyorum.

Emel Baykara
Spiritüel danışman, yaşam koçu, enerjist ve yazar. 14 yıl otomotiv sektöründe çalıştıktan sonra kişisel gelişim alanına yöneldi. “Bırakma Bu Hayalleri” ve “Lider Sensin” adlı kitapların yazarı olan Baykara, numeroloji ve enerji çalışmalarıyla ilgileniyor. “Herkesin bir amacı olmalı” anlayışıyla, bireylere içsel dönüşüm yolculuklarında rehberlik etmeyi sürdürüyor.
Tüm Yazılarını Gör →