Hiç kimse olma özgürlüğü

Modern kent, bizi birbirimize en çok yaklaştıran ama ruhsal mesafelerimizi en uç noktalara taşıyan tuhaf bir paradokstur. Georg Simmel’in o meşhur “bıkkın metropol insanı”, her sabah tanımadığı yüzlerin arasından geçerken aslında birer “yabancı” olarak kalmanın özgürlüğünü ve ağırlığını da taşır. Kalabalığın içindeki bu zorunlu kayıtsızlık, bireyin hayatta kalma mekanizmasıdır; ancak bu kalkan, bizi birbirimize bağlayan o kadim damarları da gitgide inceltir. Tam da burada, modern birey için “arafta kalma” hali başlar; o ruh, ne tam olarak terk edilen geçmişin sıcaklığına aittir, ne de adımladığı o yabancı kentin soğuk nesnelliğine. Bu, iki dünya arasında asılı kalmanın, aidiyetsizliğin yarattığı tekinsiz boşluktur.
Leyla Dinç’in, geçtiğimiz günlerde yayımlanan romanı Sessiz Umutlar’ı, tam da Simmel’in tarif ettiği bu zihinsel mesafenin ortasında başlar. Karakterlerin birbirine olan uzaklığı sadece kilometrelerle değil, modernitenin o “akışkan” doğasıyla belirlenir. Yirmi yıl sonra aniden beliren bir çocukluk arkadaşı artık bir “yakın” değil, Bauman’ın deyimiyle “bağ kurma ve bağ koparma” hızına kapılmış bir hayalettir. Bu noktada metin, bizi şu soruyla baş başa bırakır: Herkesin birbirine bu kadar yabancılaştığı bir çağda, dostluk bir imkân mıdır, yoksa sadece eski bir hatıranın esrarı mı? Yine de bu karanlık ve bıkkın tablonun içinde bir “çatlak” vardır. Ernst Bloch’un işaret ettiği o “henüz-olmayan” umut, tam da bu yabancılaşmanın bittiği, tanımadığımız bir elin uzattığı bir bardak çayın buğusunda belirir.
Sessiz Umutlar, bizi arafta kalmış bir yabancılıktan alıp belirsizliğin içindeki o küçük ama “mümkün” olan mucizeye taşırken, aslında edebiyatın, hayatın o parçalanmış gerçekliğini onarmaya çalışan son sığınağı olduğunu da fısıldar.
Dostluğun hayaleti: Varoluşun sessizliği
Sessiz Umutlar’daki anlatının çarpıcılığı, daha giriş bölümünde bile kendisini hissettirir. Ana karakter Ela’nın çocukluk arkadaşı Nermin’in yirmi yıl sonra birdenbire ortaya çıkıp aynı hızla yok oluvermesi, roman boyunca karşılaşacağımız sarsıcı olayların âdeta ilk işaretlerini verir. Kitabı okurken, “Burada yazar, Bauman’ın Akışkan Modernite’sine gönderme yapıyor olabilir mi,” diye düşünmeden edemedim. Çünkü tıpkı Bauman’ın, günümüz dünyasındaki modern bireyin “bağ kurma” korkusu ve “bağ koparma” kolaylığından bahsederken temellendirdiği, ilişkilerin artık birer “mülkiyet” değil, istenildiği an vazgeçilebilecek birer “tüketim nesnesi” haline geldiği saptamasına benzer şekilde, romanda da anlamsız ve yıkıcılığa yol açacak olan Nermin’in, varoluşu ile yok oluşuna neredeyse aynı zaman diliminde rast geliriz.1 Bu durum bize, dostluğun bazen bir “karşılama”dan ziyade bir “vazgeçiş”; yakınlık ve ihanet motiflerinin kimi hallerde iç içe geçebilecek bir olgu olabileceğini de tanıtlıyor gibi.
Romanı dikkatle okuyan birisi, şunu hemen anlar: Nermin, bir aynadır aslında; Ela’nın o aynada gördüğü, ötekinin sadakati değil insanın bir başka insana ne denli kolay “yabancılaşabileceği”nin tipik bir örneğidir. Bu anlamsız kopuş, modern insanın bağ kurma yetisindeki o derin çatlağı sembolize eder.
Yabancı bir kentte “hiç kimse” olma özgürlüğü
Simmel’ın Modern Kültürde Çatışma kitabında altını çizdiği kent yalnızlığı, bireyin kendini korumak için geliştirdiği bir zihinsel mesafedir; bu bağlamda karakterin “yabancılığı”, sadece mekânsal bir kopuş değil, bireyin kalabalık içindeki nesnel ve özgür konumudur. 2
Ela’nın hiç bilmediği bir şehirde tanımadığı insanların kapısını çalması, metnin atmosferini tekinsiz bir belirsizliğe sürükler. Kent, burada sadece bir dekor değil; kayboluşun, yalnızlığın ve yabancılığın âdeta ete kemiğe bürünmüş halidir. Bilinmeyen bir “yer”de ağırlanmak, hem büyük bir savunmasızlık, hem de müthiş bir belirsizliktir. Bu “yurtsuzluk” hali, bir biçimiyle bireyin tüm etiketlerinden sıyrılıp sadece “kendisi” olarak kalmaya zorlandığı andır. Öyle ki, yabancı bir kapının eşiğinde durmak, aslında kendi iç dünyamızdaki o meçhul odalara girmeye çalışmamız anlamına da gelir.
Belirsizliğin içinden doğan umut
Ancak, metindeki belirsizliğin ve yıkımın içinden süzülen dostluklar, Bloch’un felsefesinde statik bir iyimserlikten ziyade, karanlıkta saklı olan “Henüz-Olmayan” ve “Nesnel-Gerçek İmkân” kavramlarına karşılık gelir. Karakterlerin kurduğu bu bağlar, umudu bir söylem değil, hayatın çatlaklarında beliren henüz-gerçekleşmemiş bir potansiyel olarak somutlaştırır. 3
Sessiz Umutlar’daki olay örgüsünü dikkatle takip ettiğimizde görürüz ki, roman, bizi bu yabancılığın içinde bir başına bırakıp çaresizliğin içine atmaz; aksine sayısız belirsizliğin içinden süzülen yeni arkadaşlıklar ve dostluklar aracılığıyla umudun en saf haline dönüşür. Tanışıklığın getirdiği o güvenli limandan çıkıp bilinmezliğin ortasında kurulan bu yeni bağlar, her türlü yıkıma rağmen insanın kendini yeniden “inşa etme” yetisini gösterir. Maide Teyze veya onun genç kızı Semra ile kurulan o sessiz köprüler, bir kez daha hepimize, umudun söylemler ve anlatılardan çok, yabancı bir elin uzattığı bir bardak çayın buğusunda saklı olduğunu kanıtlar.
Sessiz Umutlar, sonunda bize şunu söyler: En koyu belirsizlik, aslında en büyük mucizelerin yatağıdır.
————
Dipnotlar
1 Bauman, Z. (2018). Akışkan Modernite, çev. Sinan Okan Çavuş, Can Yayınları, 2018, 3. Basım – Nermin’in 20 yıl sonra ansızın gelip hiçbir açıklama yapmadan gitmesi, Bauman’ın tarif ettiği bu “bağlılık içermeyen birliktelikler” kavramına ve akışkan ilişkilerdeki bağ kurma/bağ koparma hızına kusursuz bir örnektir.
2 Simmel, G. (2015). Modern Kültürde Çatışma, çev. Tanıl Bora vd., İletişim Yayınları, 10. Baskı – Ela’nın hiç bilmediği bir kentte, tanımadığı insanların evindeki varoluşu, Simmel’in metropol insanı için tanımladığı “bıkkınlık”, “kayıtsızlık” ve “mesafeli duruş” kavramları üzerinden okunursa daha anlaşılır hale gelir.
3 Bloch, E. (2007). Umut İlkesi, Cilt 1, çev. Tanıl Bora, İletişim Yayınları.

Ayhan Şahin
Öykü, deneme, inceleme ve söyleşileri; Hürriyet Gösteri, Sabah Kitap eki, Sabit Fikir, Varlık, Yasakmeyve gibi merkez edebiyat dergilerinde yayımlandı. 'Cellatlar ve Soytarılar', 'Dağınık Meseller' ve 'Şairin 12'si' adında yayımlanmış üç kitabı bulunmaktadır.
Tüm Yazılarını Gör →