Toroslar’ın Akdeniz’le kucaklaştığı şirin bir kasaba burası. Halkın geçim kaynağı seracılık ve hayvancılık. İnsanlar sabah erkenden kalkar, esnaf dükkânını açar. Çarşının kahvecisi en erken gelenlerden. Sabah erken gelen çarşı esnafı dükkânını açtıktan sonra kahvaltı yapmadan gelmişse simit veya poğaça ile çay, diğerleri de çay ve kahvelerini yudumlayarak müşteri beklemeye başlarlar. Buralarda ekim yapılacak arazi çok kısıtlı olduğundan teraslar halinde seracılık yaygındır. Hayvan olarak ise keçiler değişmezidir. Mera olmadığı için keçilerini Toroslar’ın otlaklarında otlatırlar. Çopurların Çolak Kadir de keçilerini ağıldan çıkarıp hazırladığı yiyecekleri heybesine koyduktan ve eşeğinin semerini kontrol ettikten sonra heybeyi de eşeğin sırtına yükleyip şöyle bir havaya baktı. Ayağının biri içedönük olduğundan özellikle taşlık ve patika yollarda yürürken zorlanır. Bu durumundan dolayı adı Çolak’a çıkmıştır. Gene sıcak olacak bugün… Keçilere doğru seslenerek, “Hadi bakem, otlanmaya!” diye bağırdı. Bu işareti bekliyormuşçasına keçiler hemen hareketlendi. Çakal da –köpeğinin adı Çakal’dı– birkaç defa havladıktan sonra keçilerin önüne geçerek Toroslar’a doğru yürümeye başladı. Taşlık ve kayalık makilerin arasında yürüyerek düz bir yere geldiklerinde Çolak Kadir, şöyle bir etrafa baktıktan sonra, “Burası iyi,” deyip eşeğin yularını bir kaya parçasına bağladı, heybeyi bir ağacın gölgesine koyup kendisi de sırtını ağaca dayayıp oturdu. Keçiler etraftaki bol otlardan yemeye başlamışlardı bile, Çakal da bir gözü açık keçileri izleyerek uzanmıştı. Çakal, kangal kırması, beyaz tüylü, sevimli bir köpekti. Keçilere tam koruma sağlıyor, kulakları etrafı dinliyor; konumuna ve etrafa göre kulakları hareket halinde. Güneş iyice yükselmiş, keçiler geniş gölgeli bir ağacın dibine kümelenmiş yatıyorlardı. Çakal yatmaktan sıkılmışçasına ayağa kalkıp şöyle bir gerindi. Kulakları kıpır kıpır, biraz ilerideki sık ağaçlıklara doğru yöneldi. Sonra durup ağaçların olduğu yere doğru dikkatlice bakarak havlamaya başladı. “Sus len, ne bağırıyon!” diye seslendi köpeğine Kadir. Köpek hiç aldırmadan havlamaya ve ağaçlık alana bakmaya devam ediyordu. “Ne var len, ne gördün gene?” diyerek yerinden kalktı Çolak Kadir. Keçiler de sesten rahatsız olmuş ve ayağa kalkmış bakıyorlardı. Kadir’in geldiğini görünce, Çakal ağaçlıklara doğru koştu. Kadir de köpeğin peşinden topallaya topallaya gitmeye başladı. Biraz ileride bir televizyon kutusunun önünde Çakal havlayıp duruyordu. Kadir kutuya yaklaştıkça ağır bir koku duydu, burnunu kapatarak kutuya yaklaştı. Elindeki değnekle kutuya önce bir iki dokundu, yarı aralık duran kapağını açınca uçuşan sineklerden bir an geri çekildi, tekrar baktığında kutunun içinde bir ceset olduğunu görüp irkildi. “Aboo!” diye söylenerek geri çekildi. “Neme lazım, gidip candarmaya haber vereyim,” dedi. İki cip içindeki jandarmayla birlikte Çolak Kadir, cesedin olduğu yere geldiler. “Aha bu kutunun içinde, komutan,” dedi Çolak Kadir. Bir teğmen, bir astsubay ve askerler araçlardan indiler. “Etrafa bakın, bir şeyler var mı?” diye seslendi komutan. “İzlere dikkat edin! Başçavuşum, cesedin üzerine bakın; kimlik, ne varsa toparlayın!” “Emredersiniz komutanım!” dedi başçavuş. Cebinden çıkardığı mendili maske yapıp ağzını kapatarak, kokmuş cesedin üzerini aramaya başladı. “Komutanım, iz yok. Motorla getirilmiş gibi, ama silinmiş.” “Arazi boş,” diye bildirdi erlerden birisi. Erin adı Şehmuz’du, terhisine çok az kalmıştı. Gaziantepliydi. Memleketinde çoğu arkadaşı gibi kaçağa gitmiş, bu bakımdan arazi konusunda deneyimli birisiydi. Başçavuş Kenan, “Komutanım, üzerinde kimlik yok; bir anahtar ve cüzdanında da biraz para ve fotoğraflar var,” dedi. “Tamam,” dedi Teğmen Yusuf. “Etrafı tekrar iyice bir gözden geçirin, sonra cesedi kutuyla birlikte araca koyun.” Ceset doğruca devlet hastanesine götürülmüştü. İncelemeler yapıldıktan sonra, “Başına taşla vurularak öldürülmüş,” dedi doktor. “Kafatasına şiddetli darbeler almış. İki gün önce öldürülmüş. Rapor edeceğiz. Cesedi gömülünceye kadar morga kaldıracağız,” diye de ekledi. Haber kasabaya hemen yayılmıştı. Meraklılar hastaneye gelip beklemeye başladılar. Başçavuş Kenan hastanenin önünde toplanan kalabalığa bakıp, “Tanıyanınız var mı öleni?” diye seslendi. “Tanırdık,” dedi birkaç kişi. “Yukarıdaki okulun orda otururdu. Adı Harun, evet Harun,” dedi diğeri. Başçavuş onlara bakarak, “Arkadaşlar, siz benimle karakola kadar gelin bi’ zahmet, bildiklerinizi söyleyin… Ev sahibi kimdi, kimin evinde oturuyordu?” diye tekrar seslendi kalabalığa. “Kahveci Ferit’in evinde,” dedi birisi. Başçavuş, yanındaki Şehmuz’a dönerek, “Bu arkadaşları karakola götürün, kahveciye de haber salın, o da gelsin,” dedi. “Emredersin komutanım,” diyerek oradaki üç kişiye, “Buyrun gidelim,” dedi. Harun, bir gazetede köşeyazarlığı yapıyormuş, yazdıkları ile bazı kesimleri ve kişileri rahatsız ediyormuş. Altı ay kadar önce buraya gelmiş ve yazmak için iyi bir ortam olduğunu düşünerek burada
Kutudaki ceset
Toroslar’ın Akdeniz’le kucaklaştığı şirin bir kasaba burası. Halkın geçim kaynağı seracılık ve hayvancılık. İnsanlar sabah erkenden kalkar, esnaf dükkânını açar. Çarşının kahvecisi en erken gelenlerden. Sabah erken gelen çarşı esnafı dükkânını açtıktan sonra kahvaltı yapmadan gelmişse simit veya poğaça ile çay, diğerleri de çay ve kahvelerini yudumlayarak müşteri beklemeye başlarlar. Buralarda eki
