Çocuk Yapma Baskısı Azalıyor: Doğurganlık Neden Düşüyor?

Toplumda kadınlar üzerinde artan “çocuk doğurma” baskısı ters tepti! Resmi verilere göre doğurganlık hızı hızla azalıyor. Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu’nun (UNFPA) raporu, dünya genelinde her beş kişiden birinin istediği kadar çocuk sahibi olamadığını gösteriyor. Türkiye’de ise durum daha da çarpıcı: Doğurganlık oranı 2024’te 1,48’e kadar geriledi ve bu düşüşün devam etmesi bekleniyor. Peki, bu düşüşün sebepleri neler?
Nüfus Projeksiyonları Ne Gösteriyor?
Türkiye nüfusunun 2050’ye kadar 93,8 milyona ulaşacağı, ardından düşüşe geçeceği öngörülüyor. Hatta 2100’e gelindiğinde nüfusun 77 milyonun altına inmesi bekleniyor. Bu durum, gelecekte Türkiye’nin demografik yapısında önemli değişiklikler yaşanacağını işaret ediyor.
Ekonomik Belirsizlikler ve Gelecek Kaygısı
Doğurganlık oranındaki bu gerilemenin ardında yatan en büyük nedenlerden biri ekonomik belirsizlikler. Araştırmalara katılanların yüzde 39’u gelir seviyesinin çocuk yetiştirmek için yeterli olmadığını belirtiyor. Her beş kişiden biri ise çocuk yapmama gerekçesi olarak “gelecek kaygısı”nı gösteriyor. Yani, insanlar geleceğe dair endişeleri nedeniyle çocuk sahibi olmaktan çekiniyor.
Kadınların Kaygıları Daha Derin
Kadınlar, erkeklere göre daha fazla depresyon, anksiyete ve gelecek kaygısı yaşıyor. Türkiye Psikiyatri Derneği verilerine göre, kadınlarda yaşam boyu depresyon görülme oranı yüzde 20 iken, bu oran erkeklerde yüzde 12. Doğum sonrası majör depresyon oranı ise yüzde 6 ile yüzde 13 arasında değişiyor. Uzmanlara göre bu durumun temelinde toplumsal cinsiyet eşitsizliği yatıyor. Kadınlar hem kariyerlerinde başarılı olmak hem de ev işleriyle ilgilenmek zorunda hissediyor.
Güvenlik Endişesi ve Toplumsal Baskılar
Kadınların karşılaştığı en kritik sorunlardan biri de güvenlik. Fiziksel şiddet ve cinsel taciz riski, kadınların kendilerini ve doğuracakları çocukları güvende hissetmemesine neden oluyor. Evlilik, doğum ve “erken yaşta düzen kurma” gibi toplumsal dayatmalar da bu kaygıyı artırıyor. Düşük ücretler, güvencesiz çalışma koşulları ve işsizlik riski de kadınların gelecek planlarını olumsuz etkiliyor.
Bakım Yükü ve Yapısal Eksiklikler
Kadınların çocuk sahibi olmaktan kaçınmasının önemli nedenlerinden biri de ev içindeki bakım yükünün adil bir şekilde paylaşılmaması. Kısıtlı ücretli ebeveyn izni ve yeterli sayıda kamu kreşinin olmayışı gibi yapısal eksiklikler, bu yükü daha da artırıyor. UNFPA raporu, baskıcı doğum politikalarının etkili olmadığını vurguluyor. Kadınların öncelendiği, bakım altyapısının güçlendirildiği politikalar geliştirilmedikçe doğum oranlarının artmasının mümkün olmadığı belirtiliyor.
Kadınların Karar Alma Hakkı Kısıtlanıyor
Kadınların bireysel haklarına ilişkin veriler de düşündürücü: Kadınların yüzde 11’i gebelikten korunma hakkında karar veremiyor, yüzde 25’i kendi sağlık hizmetlerine dair söz sahibi değil ve yüzde 24’ü cinsel ilişkiye “hayır” deme hakkını kullanamıyor. Ayrıca, her üç kadından biri yaşamı boyunca en az bir kez fiziksel ya da cinsel şiddete maruz kalıyor.
Psikiyatrist Dr. Deniz Ay’ın Değerlendirmesi
Psikiyatrist Dr. Deniz Ay, UNFPA raporunda insanların istedikleri kadar çocuk sahibi olamamalarının önemli bir nokta olduğunu belirtiyor. Ay’a göre bu durum, iklim krizi, ekonomik belirsizlikler ve savaşların bir sonucu. Dr. Ay, “Doğurganlık tercihlerine etki eden bu güvensizlik soyut bir korku değil,” diyerek, bu krizlerin insanların günlük yaşamlarını doğrudan etkilediğini vurguluyor. Ona göre, çocuk sahibi olmamak, rasyonel ve hatta şefkatli bir politik duruş olabilir.
Dr. Ay, aile kurumunun tanımlanmadan ve yeniden yapılandırılmadan doğum oranlarındaki düşüşün önlenemeyeceğini söylüyor. Çözümün “aile politikaları”ndan değil, kamusal bakım, eğitim, barınma ve gıda politikalarından geçtiğini vurguluyor.





